GenelOku ve Düşün

Başkasının Aklı

İnsan kendi aklı varken neden bir başkasını dinler ki? Neden sorgulamaktan, araştırmaktan kaçar, korkar ki? Bu bir öz güven eksikliği midir? Yoksa bir çeşit tembellik midir?  Cevap basit; ikisi de.

Yapılan sosyal araştırmalar da çocukken ailesi tarafından sevilmemiş, ya da hiçbir yaptığı taktir edilmemiş çocuklarda görülen öz güven eksikliği ileride kişinin yaptığı her iş de karşısına çıkmaktadır. “Nasılsa bunu ben beceremem, yapamam” fikrinin beyine işlemesiyle kişi düşünme yetisini kaybeder. Yaşadığı tüm ilişkilerde çabuk inanır ve daha çok hata yapar. Bunun sebebi Karşısındakini sorgulamayı bırakmasıdır. Çünkü Onun için belli kriterler vardır. Ama profesör, din hocası, öğretmen, annem, babam, çok parası var yada mevki sahibi gibi kişinin üstünde tuttuğu kriterler. Karşısındakinin de bir insan olduğunu unuttuğu kriterler. Halbuki odaklanmamız gereken kişilerin meslekleri, maddi statüleri değil de kalpleri, bakış açılarıdır. İşte bu özgüven eksikliği zamanla beyinde tembelliğe sebep oluyor. Kişi karşısındakinin sosyal statüsüne odaklandığı için karşı taraf “çakıyla aslan öldürdüm, ben peygamberim, ormanda dinozor yumurtası buldum, ben aslında astronotum dünyanın yörüngesinde 9 gezegen yok. Saydım yirmi, otuz tane var dese de inanıyor. Çünkü karşısındaki onun hayranlık duyduğu, olamayacağını düşündüğü bir yerde. En kötüsü de bunları öyle öğrenip, kendi nesline de böyle aktarıyor olması. Yani Onun neslinde türeyenler Deniz kaplumbağaları gibi ya bu durumu sorguladıkları, akıllarını kullanabildikleri için denize doğru yürüyüp kurtuluyorlar ya da yine sorgulamadıkları için ters tarafa gidip kendi yarattıkları ütopyalarında yok oluyorlar.

Peki bir insan doğru yolu nasıl bulabilir? Kendi sorumluluğunu alarak tabi ki. Bunu açarsak; kişi başkalarına muhtaç olmadığının farkında olarak yaşarsa daha mutlu, daha gerçekçi ve ruhsal açıdan daha sağlıklı bir insan olacaktır. Bir anlamda düşünme yetisini geliştirdiği için kötüyü, doğruyu daha kolay ayırt edebilecektir. Cahillikten uzaklaşacak görgülü ve akıllı bir insan haline dönüşecektir ve şu iyice bilinmelidir ki tüm bunlar tahsil, mesleki başarı ya da ekonomik statü ile elde edilemeyecek erdemlerdir. Bu ancak kişinin beynini kullanma çabası ve yetisi ile içselleştirilebilecek bir gelişim sürecidir.

Bu yoldaki diğer bir soru ise bulunduğu kötü koşullar için de insan kendini nasıl geliştirebilir? Bunu bir örnek ile anlatalım. Mesela çocukluk döneminden itibaren babasının erkek egemen düzeninde büyümüş bir erkek çocuğu bunun yanlış olduğunu nasıl anlayacaktır? Ya da okumanın bilginin günah olduğunu söyleyen ve dayatan bir toplulukta yetişen çocuklar bunun yanlış olduğunu nasıl kavrayacaklardır? Sonuçta ektiğini biçersin diye bir gerçek de var.

İşte yazının başında verdiğimiz deniz kaplumbağaları örneği gibi beyinlerini kullanıp, sorgulamaya başlayanlar mutlaka kendilerini kurtaracaklardır. Fakat o düzenin ya da kişilerin köleleri olmuş beyinler ne yazık ki hem kendilerine hem de çevrelerine yaşadıkları hayatı cehennem edeceklerdir. Anneniz, babanız, öğretmeniniz, en iyi arkadaşınız, patronunuz karşınızdaki kim olursa olsun her zaman her konuda kendi fikriniz olsun. Vicdanınızla düşünerek aldığınız her karar hatalarınızı en aza indirecektir ve bu sizi daha umutlu, daha onurlu, daha saygın bir insan haline getirecektir. Ruhunuzu ancak böyle besleyebilirsiniz. Ruhunuzu besledikçe de ruhsal rahatsızlıklardan kurtulmuş olacaksınız. Aldığınız kararların sorumluluğunu üstlenmek her yanlış da yanlışı düzeltmenize, her doğruda özgüveninize ve gelişim sürecinize büyük katkılar sağlayacaktır.

Bunun da sonuçları güçlü, pes etmeyen, bu dünyanın ve kişilerin geçici olduğunu, tek doğup, tek öleceğini benimsemiş gerçeğin farkında çok okuyup, izleyen, dinleyen ve aklındaki terazide edindiği bilgileri ölçüp tartan, kendini birey olarak özelleştirmiş bir insan haline gelebilmektir. Evet koşullar, yaşadığın toplum, aile yapısı ya da başka türlü sebeplerden bunu başarabilmek zor. Ama unutma ki bir kere sorgulamaya başladığın da ruhun aydınlanmaya başlayacaktır. Çorap söküğü gibi gerisi gelecektir. Doğruyu bilip, anlamana, gelişmene yetecektir. Başarı, mutluluk, sonsuzluk kalbin kadar yakınında iken neden kafanın içindeki ışıkları açmıyorsun? Başarmış insanlara bir baksana! En bildiğin örneği vereyim Atatürk. İşte bunu başarmış bir insan sana. Çok okumuş, sorgulamış, düşünmüş önce kendini sonra bir toplumu geliştirmiş ve tüm bunların sonucunda Tanrının sonsuz ettiği bir insan. Ya da mesela Hz Muhammed ve diğer peygamberler hep sorgulamışlar. Bunu bize böyle öğrettiler. “O zaman öyle” demek yerine düşünmüşler, devrim yapmışlar, başarmışlar ve sonsuz olmuşlar. Günümüzde hala onların başarılarını konuşmuyor muyuz? Tanrının ilk emrini düşün “oku”! Herkes eşit doğar nerede olursa olsun ve sadece beynini kullanıp, düşünenler kurtuluşa, saygınlığa, güce, huzura, başarıya ulaşacaklardır.

Sen devrime kendinle başla. Unutma bir insan değişirse dünya değişir…

Yazan:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.