GenelKısa ÖykülerMizah Köşesi

Bir Kadın Bir Erkek

kisa_öykü

Aslında niyetim hafta sonu evde kalıp bütün gün pinekleyerek sezon, sezon dizi izlemekti fakat bizim ofis de ki arkadaşların ısrarlı aramalarına dayanamadım; hemen bir kot, bir t-shirt, iki allık, iki rimel fırladım çıktım evden. Yanlarında biraz kalıp eve dönecektim. Kiraz sokaktaki Kuki Cafe de buluşacağız dediler. Cafe den içeri girip, bana el sallayan arkadaşlarımın yanına giderken o da ne! Masada yabancı biri daha var? Siyah saçları, koyu kahve gözleri ile bana bakıyordu. Keşke daha özenli gelseydim.

İzmir den yeni geldim. Bizim kuzen hafta sonu ofis arkadaşlarıyla buluşacakmış. Sende gel diye ısrar edince kıramadım. Kiraz sokakta mı ne buluşacakmışız. Birlikte çıktık evden. Cafe ye gittiğimizde masada yedi kişi vardı. “Of” dedim bizim kuzene, “bu kadar kalabalık olduğunuzu bilsem gelmezdim ben kardeş ya, bu ne” diye biraz isyan ettim. Sonra bir de demezler mi Ebru da yolda diye. Bir Ebru eksikti diye geçiriverdim içimden. O sırada dalgalı saçlarını eliyle arkaya atan, beyaz salaş t-shirt ü, mavi dar kotuyla, havalı bir kız içeri giriverdi. Üstelik bizim masaya doğru yaklaşıyordu. Ebru! Yok denecek kadar az makyajı, dalgalı saçlarıyla beni çok etkilemişti. Bir anda masadaki negatif elektriğim değişti. İyi ki de gelmişim.

Adı Anıl’mış. Bizim ofisten Orhan’ın kuzeniymiş. Yanına oturdum, tokalaştık. Biraz sohbet ettik. O kadar kasıldım ki ona kendimi beğendireceğim diye, bizimkilerin söylediği hamburgeri bile balık yer gibi yedim. Kibar, kibar. Sonra Orhan demez mi: “kız Ebru sen ofis de hayvan gibi yiyorsun bu hamburgeri, bir görsen kuzen ağzı, gözü ketçap oluyor bunun”. Tabi herkes bir şenlendi Orhan’ın bu densizliğine, kahkahalar havada uçuşuyor.  Aptal Orhan ilaha rezil edecek. Hadsiz!

Oy kıyamam ağzı yüzü ketçap oluyormuş. Güzel ve sevimli kızlar hep dikkatimi çekmiştir zaten. Hem de espri kaldırıyor. Orhan’ın yaptığı şakaya nasıl da gülüyor. Umarım sevgilisi yoktur.

Orhan’la kavga etmemek için şakasına güldüm. Kuzeni Anıl’a dua etsin yoksa onun o burnuna ketçabı sokup kulaklarından çıkartırdım. Her şeye rağmen zaman nasıl geçti anlamadım. Fazla oturmam derken, Anıl’a yürüyeceğim diye akşamı sekiz etmişim bile. Tanrım numaramı istesin lütfen!

Tam kalkıyorduk bir cesaret “Ebru numaranı alabilir miyim? Deyiverdim. “Tabi” deyip numarasını verdi. Cafe’ den ayrılır ayrılmaz Orhan’ı sıkıştırmaya başladım. Kuzen bana Ebru’yu anlat. Bana sevmeyi anlat kuzen!  Var mı sevgilisi? Ne yer? Ne içer? Anlat! “Oha kuzen bizim Ebru’ya mı, o kız deli ya boş ver kuzen” deyiverse de “sensin lan deli” deyip korumuştum iki gözümün çiçeğini.

Eve heyecanla gittim. İlk mesajı o atsın. Yok, yok ben atayım. Sonuçta numaramı o istedi o atsın. Diye düşünüp dururken mesaj geldi. Bursa’dan Adnan amcam. Babamın numarasını kaybetmiş, bir göndersene yeğen yazmış. Amcacım bugünü mü buldun kaybedecek. Burada önemli bir mevzu var! Neyse amcama babamın numarasını atarken beklenen mesaj geldi.

Anıl: Eve vardın mı?

Ebru: Evet geldim (gülücük)

Anıl: Neden bana haber vermedin?

Ebru: Ooo iddialıyız.

Anıl: Neden

Ebru: Sen neden haber vermedin?

Anıl: İlk ben mesaj attım ama

Ebru: peki. Pes (gülücük)

Anıl: Bugün oraya çok hevesle gelmemiştim ama seni görünce fikrim değişti. Günümü güzelleştirdiğin için teşekkürler.

Ebru: Ciddi misin sen? Bende öyle istemeye, istemeye gelmiştim. Hatta bir saat durup, kalkacaktım ama muhabbetin o kadar sardı ki saatlerce oturmuşum (gülücük) İyi ki geldin.

Anıl: (gülücük)

Ebru: (gülücük)

ERTESİ GÜN EBRU VE ANIL

En sonun da oldu bim, bam, bom, rüyalarım gerçek oldu bim, bam, bom! Duyduk duymadık demesin hiç kimse. İşte ilan ediyorum herkese!  Her yer rengarenk, çiçekler, kelebekler, Sabah işe ayaklarım yere değmeyerek gittim. Tanrım çok teşekkürler. Aradığım kişiyi buldum sonun da.

Orhan “ben İzmir’e dönmeden akşam play station’ da bir pes oynayalım” “Tamam kuzen, ben akşam altı gibi evde olurum. Hadi eyvallah.”

Ogün Anıl hiç aramadı. İş yerinde Orhan bir şey der mi? diye bekledim ama o da sanki hiçbir şey bilmiyor gibiydi. Sonra akşam çıkarken Orhan “hadi arkadaşlar ben kaçtım. Bizim kuzen İzmir’e dönecek, Onu yolcu edeceğim” dedi. Üstüme füze atıldı. Kalbime öküz oturdu. Boğazım düğümlendi. Her yer sim siyah, çiçeklerin, kelebeklerin canı cehennemeydi artık. Anıla mesaj attım hemen:

Ebru: Dönüyormuşsun?

Anıl: Evet. Güzel kız. Yolun düşerse beklerim İzmir’e.

Güzel kız mı? Yolun düşerse beklerim mi? Ulan ben senin ego tatmin dolum yeri miyim? Önce yürüdü yürüdü sonra i love you – thanks öyle mi bay ukala!

Bu Ebru iyi kız, hoş kız da keşke İzmir’de yaşasaydı. Böyle uzaktan ilişki hiç olmuyor. Neyse bu Orhan play stationu nereye koydu arkadaş. Lan inşallah gelirken yemek getirir.

Ebru: Ok. Yolun açık olsun. By

Ne oldu lan şimdi buna. Niye kızdı ki bu kız şimdi? (Kapı sesi) Orhan sen mi geldin lan? “Evet kardeş pizza getirdim, koş” “Vay kardeşim benim, eyvallah”.  “Otobüsün kaçta?” “Gece bir de. İnsan bir kola alır be”. “Aldık lan, aç gibi pizzaya saldırmasan, etrafına baksan göreceksin”.

∞ ∞ ∞

Anıl otobüste ağzı açık uyuya, uyuya İzmir’e dönerken, Ebru sabaha kadar anıl bir şey diyecek mi, diye yine de bekler. Sabah yarım yamalak bir uyku, içinde bir sıkıntı ile işine gider. Anıl defteri kapanmıştır. Anıl içinse o sabah çok da fi, fi gibi bir şeydir. O otobüs muavininden çay mı alsam, kahve mi alsam şimdi kola içersem çişim gelir. Daha dört saat var İzmir’e gibi dertler içindedir.

Bazen karpuz diye alırız. Kelek çıkar ya onun gibi bu aşk oyunları da. Ebruda böyle yükselip, düşmüş işte.

Sen gibi, ben gibi, herkes gibi…   

Yazan:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.