Kısa Öyküler

Kayıp

cin hikayesi

Okuyucuya not: Yazılanlar tamamen gerçek bir deneyimden kaleme alınmıştır. Yalnızca öykünün sonu kurgulanmıştır.

Üniversite finalleri bitmişti sonunda nefes alabileceğim bir yere, annemlerin köyüne ziyarete gidiyordum. Köyümüz Manisa’nın sınırlarında bol zeytinli, üzümlü, ıssız ve bucaksız tarlaların, bağların ortasında cennetten bir köşeydi adeta.

Geldiğimde, kardeşim ve annemler de geldi. Köyde maaile buluştuk. Teyze, hala, akrabalar derken yorucu günün ardından ölen dedemin evinde tek başıma kafa dinlemeliyim dedim. Dedemin evi diğer evlerden çok farklıydı. Köy evleri yan yana, iç içeyken, dedemin evi 200-300 metre daha uzakta, dar bir bağ yolunun sonundaydı. Elektrik lambaları bu yola ulaşmıyordu. Issız, pudralı toprağa basan ayaklarım, gömüle gömüle tahta kapıya vardım. Ağır beton tahtayı kilidin önünden çekerken, sessizlik büyük bir gıcırtı ile bozuldu. Avluya girdikten sonra ıssızlık bir kat daha arttı. Damlayan çeşmenin havuzda çıkardığı yankı etrafa saçılıyordu. Dikkatlice avluya açılan evin salonundaki şarteli kaldırdım. Sarı lambanın loşluğu biraz da olsa beni rahatlattı. Kitabımı alıp, sıcak odalardan birine girip yatmaktansa, avluya açılan salonda yıldızları görebildiğim mindere uzandım. Sessizlik ve huzur, aradığım buydu işte!

Kitap okurken uyuyakalmıştım. Birden sarsıldım, elektrikler kesilmişti. Ne oluyor deprem mi oluyor derken; “pşşşt pşşşt” diye seslenen teyzemin kızı başımda bekliyordu. Bismillah!… Fırladım ayağa ki o sırada gözlerim ayaklarına takıldı, terstiler! Ne yapacağımı bilmez halde euzu besmele çekerek avlunun arka kapısına koştum, karşımda teyzemin kızı sesleniyordu yine bana. Onun olmadığını biliyordum. Git buradan demem fayda etmiyordu, önümü kesiyordu. Aklıma gelen duaları okurken içeri doğru kaçtım. Elektrikler geri gelmişti, sağıma soluma baktığımda teyzemin kızı gitmişti. Tekrar korkarak yerime büzüştüm. Gecenin üçünde buradan bir yere kaçacak cesaretim yoktu. Sızmıştım. Sabahın ilk ışıklarında bu yerden hemen kaçmam gerektiği haricinde başka düşüncem yoktu.

Sabah olduğunda hızla teyzemlere gittim. Annemle kardeşim oradaydı. Onlardan ayrılmadan geçirdim bütün haftayı. Kimseye o olaydan bahsetmeden, aklımdan silmeye çalıştım.

Bursa’ya geri dönmeye karar verdim. Bütlerime daha vardı ama sıkılmıştım. Annemleri ikna ettim, Bursa’ya yurda geri döndüm. Bavullarımı açtım. Eşyalarımı yerleştirdim. Yurtta birkaç kişi vardı bütünlemeler için, diğer herkes memleketteydi. Bizim altı kişilik odada bana kalmıştı, istediğim yatak benimdi. Yolun terini atmak için hamama inmeye karar verdim. Hamam eksi birinci kattaydı. Büyük fakat yurtta kimsenin olmaması etkisi ile de ıssızdı. Terliklerimin sesi yankı yapıyordu her adımda. Duşlardan birine girip suyu açtım, yıkanırken bir flüt sesi geldi kulağıma, yok artık dedim. Güzel sanatlardan bir öğrenci yurtta, hamam da flüt mü çalıyordu?

Duşumu alıp çıktığımda, kenarda elinde flütle oturan yaşlı, çirkin bir adam vardı. Dehşete kapıldım, yine ayakları tersti. Yine onlardan birini görmüştüm. Euzu besmele çekerek yanından yürüdüm. Hiç konuşmadım o ise çalmaya devam etti. Hamamdan çıktığımda asansörlere koşuşum 10 yıl sürmüştü sanki, asansörde ise ömrüm erirmişçesine 6. kata çıkmayı bekledim. Asansörün kapısı açıldığında nefes nefese koridora çıktım. Gecenin onbirinde ortada bir temizlik görevlisi bile yoktu. Odama girdim. Üstümü bile değiştirmeden yorganın altına sığındım. Sabahı iple çekiyordum…

Gözümü açtığımda saat 10.00’du. Sabahın olması endişemi söndürmemişti. Uyanıp odamı kontrol ettim. Ranzanın altı, üstü, dolabın üstü; sakinleşmiştim sonunda. Yemekhaneye kahvaltıya indim, bir kahve beni anca açardı…

Kantinden ayrılıp kütüphaneye ders çalışmaya geçtim. Odada yalnız kalmak istemiyordum. Artık önümden geçen insanların ayaklarını kontrol ediyordum. Tuvalete bile mecbur kalmadıkça ve insanları baştan aşağı süzmedikçe giriş yapmıyordum. Nerede tekrar karşıma çıkacaklar bilemezdim. Artık paranoyak gibi dolaşıyordum. İnsanları süzüşüm, onların da dikkatini çekmiş ve rahatsız etmişti. Yüzlerini ekşitip “ne var be, ne bakıyorsun öyle?” diyen bile çıktı.

Korkarak gezmeye başlamıştım etrafta. Artık asansörlerde korkutuyordu beni, tek değil topluca binmek bile ürkütücü geliyordu. Sanki çirkin başlarını bana çevirecekler ve üstüme çullanacaklar diye kafamda komplolar üretiyordum. Odama doğru 6 katı, ıssız kalan yurtta teker teker sayarak çıktım. Böylece aklımı onlara takmayacaktım. Tam 216 merdiven saymıştım. Nefessiz kalmam haricinde çok fazla bir rakam sayılmazdı. Kafamdaki rakam çok daha büyüktü. Ama dile kolaymış, çıkması zormuş. İyi ki 13. katta en üstte değil odam diye olumlama yaptım kendime. “Burada daraldım giyinip biraz hava almalıyım” dedim, kendimi dışarı attım. Nilüfer sokaklarında amaçsızca yürüdüm, dükkanlar sokaklar derken akşam oldu. Tekrar yurda dönmem gerekiyordu. Geri giden adımlarımı zorla da olsa kampüs otobüsüne bindirdim. Yurda girip, soyunur soyunmaz yorganımın altına sokuldum. Gece acayip sıkışarak uyandım. Tuvalete gitmemiştim yatarken, uçarcasına koştum. Bir rahatlama aldı ki beni derken, kapılar tık tık tık ve tık birer kez tıklandı, neden tüm kapılar? Hemde gecenin bir yarısı hepsi mi doluydu? Sustum cevap vermedim. Tekrar tık tık tık ve tık tüm kapılar tıklandı. Çığlık atmamak için elimle ağzımı kapattım, nefes bile almadan oturdum. Ne olur birisi şaka yapıyor olsun diye geçirdim içimden. Beş dakika geçti ve tekrar tüm kapılar tıklandı. Ağlayacaktım artık, yeter diye bağırasım geldi. Sonra bir anda kesildi. Yaklaşık yirmi dakika kadar daha kaldım, ses seda yoktu. Etraf bomboştu, Bismillah çekip çeşmede elimi yüzümü yıkadım. Ardından bir de abdest aldım ve yatmaya gittim. Çok şükür odamda sakinleşmiştim, abdest ferahlatmıştı. Usulca uyumaya devam ettim.

Sabah 6. katımın camı tıkladı, kuşlar olmalı bu tıkırtı diye düşündüm, bakmadım. Fakat adımı fısıldayan dedemin sesini duyunca dehşetle pencereye döndüm. Hiçbir şey göremeyince geceden kalma paranoyam olmalı bu dedim. Kitaplarımı alıp kütüphaneye indim. Bu sabah kütüphane bomboştu neyseki dikkatim dağılmadan çalışabilirdim. Odamda kalmaktan iyidir dedim. Bu son iki dersimi verip mezun olacaktım. Çok iyi çalışıyordum ki artık karnımın zil çaldığını fark ettiğimde dört saattir masa başında olduğumu anladım. Kitaplarımı toplayıp yemekhaneye geçtim; odama uğramak istemiyordum. Yemekhanede bizim kattaki Sinem’ i gördüm. O da bugün dönmüş. Tanıdık birini görmek beni çok mutlu etti. Odama eskisinden daha kolay gidebileceğimi düşündüm. Beraber yemek yedik ve ben derse kütüphaneye döndüm. Akşam olmuştu, dört saat daha çalışmıştım. Gözlerim artık çok yorgundu. Odama çıkıp uyumak istiyordum. Bir süredir merdivenleri kullanıyordum. Yorgun hissetmeme rağmen merdivenlerden ağır ağır çıktım. Bizim katta merdivenin başına geldiğimde Sinem’i gördüm, gel diye işaret yaptı. Hiç konuşmuyordu, “Sinem ne var?” dedim. Tekrar el işareti ile gel yapıp odasına girdi. Ne istiyor bu Sinem diye peşinden odaya gittim. Odaya girmemle 5 cinin kafama geçirdiği bir şeyle heryerin karanlık olması bir oldu. Kendimden geçmemiştim. Çığlık atmaya başlarken kendimi başka bir mekanda buldum. Çöl gibi gri bir metruk alandı. Koca bir kabile karşımdaydı fakat insana benzemiyorlardı. Bu alemde sıkışmıştım, beni kaçırmışlardı. Allah’ım şimdi ne yapacaktım?..

~3 Gün Sonra~

Herkes deli gibi Meryem’i arıyordu. Ailesi yurdu aramıştı, ulaşamadıklarını orda olması gerektiğini söylüyorlardı. Yurttaki kamera kayıtları, gece imzası gibi her kontrol yapılmıştı ama Meryem yurttan çıkmış gözükmüyordu.

Diyeceksiniz ki Sinem’e sorsunlar(!)

Sinem’e soramazlardı çünkü Sinem hiç yurda dönmemişti, hâlâ memleketi Konya’daydı.

Kayıp” üzerine bir yorum

  1. Merhaba Arzu hanım çok etkileyici ve sürükleyiciyfi.Kendimi korku filmi izliyor gibi hissettim. Yavaş ve derinden geliyorlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.