Kısa Öyküler

Kelebeyi Tutmak – Gerçek Hayat Hikayesi

kelebeyi_tutmak

Kalabalık bir eve doğmuştum. Derin bir çukurdu yaşadığım gecekondu. Annem zaten bizi bırakıp gitmiş. Babam, ağabeyim, amcamlar ve bir de beli bükülmüş dedemle, babaannem vardı. Babaannem hayattayken hayat hala kelebeklerin peşinden koşacak kadar eğlenceli ve masumdu. O, beni herkesten ve her şeyden korurdu.

 Ama bir gün dedemin ölümünün ardından çok geçmemişti ki babaannem de terk etti beni. Kan kanseri teşhisinden sonra çok yaşamadı. Artık bu kadar, beni anlamayan erkeklerle tek kız ben kalmış oldum.  Tabii bir de babamın devamlı değişen karıları vardı. Onlarla aynı odayı paylaşmak, tanıklık etmek istemediğim şeylere maruz kalmak da işkenceydi.

Artık ilkokul mezunuydum. Babaannem yoktu. Evin yükü babamın geçici karıları hariç benim sırtımdaydı sanki. Evin erkekleri beni görmüyordu en azından ben böyle hissediyordum. Herkes kendi hayat meşgalesine düşmüştü. Bir abim vardı bana yakın hissettiğim. Ama babaannemin ölümünden sonra o da kabuğuna çekildi, yalnızlaştı. Belki o da büyüdü artık.

Ben bu kadar büyük bir yalnızlıkta hep yanlış çıkışlar aradım. Arabesk dünyamda kollarım façadan ve intihar izlerinden ameliyatla bile kapanmayacak duruma geldi.  Okul da sarmıyordu beni. Ben de hayatımı yaşamak istiyordum. O evden kaçmak kendime başka insanlarla, başka dünyalar kurmak istiyordum. Arada hayal kuruyordum; babaannemle açtığımız yufkalar, ekmekler geliyordu gözümün önüne. Çok şey öğretmişti bana bu kısa zamanda, nur içinde yatsın adı gibi Nuriye babaannem…

Elim maharetli, her şeye yatkındı. Okumak dışında her şeyi başarabilirim diye düşünüyordum. O kadar erkek içinde sadece kadın işleri değil, erkek işlerini de yapıyordum. Boya, badana her iş elimden geliyordu.

Büyüdükçe baskılar da artıyordu. Evde bulamadığım mutluluğu dışarıda aradığım için çok dayak yedim. Çok yanlışlara düştüm. Doymadım. Hataların birinden, diğerine battım. Ve başım yine dikti. Arkamdan konuşanları umursamıyordum. Önüme dikilenleri eziyordum. Öğüt vereni de dinlemiyordum.  ‘Siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz’ diye Ahmet Kaya parçaları söylüyordum.

Artık sadece 18 yaşımı bekliyordum. Hayallerimi o zaman elime alacakmışım gibi… Dayak ve baskıdan kurtulacağım bu sefil hayatta kimsenin müdahalesi olmadan kendi istediğim mutlu hayatı kuracaktım. Baba diye anmak istemediğim adamın kilometrelerce uzağına kaçacaktım.

Beni bahçenin altında mutfaksız bir gecekonduda bırakıp her gün dükkânda takılırlardı. Bazen evden kaçmayayım diye eve kilitlerlerdi. Bir de yan gecekonduda babaannemin annesi vardı tabi. Babaannemi bile gömdü kendi hala diri. Onu anmak bile istemiyorum aslında. İşi bana sahip çıkmak değil arkamdan dedikodu yapıp, kendi torunlarının adını çıkarmaktı ayrımcı cadının.

Çevremde beni anlayan kimse yoktu. Geçici,  faydasız, kaçamak yaptığım arkadaşlarım vardı bir tek. Artık lise çağındaydım. Okumadım. Kaçıp, bir süre teyzemler de kaldım. Orada da suyum kaynadı zamanla. Teyze kızları ile çok eğlendim, güzel vakitler geçirdik. Teyzem, anne yarısı değil, anne görmeyen biri için annenin kendisi oldu bana. Başka akrabalarda da şansımı denedim. Zaten çok da akrabamız kalmadı. Dedemle babaannem ölünce kimse kapımızı da çalmadı. Yuva sıcağına da gerçek huzura da kavuşamadı kalbim bu arada.

17 yaşımı doldurduğum gün İstanbul’a kaçtım bir adamla. Orada da kaynana başımı yedi. 1 ay olmadan geri eve kaçtım. Kimse dışarı atmadı. Şükür diyorum ya, herkes kendi yaşantısında. Bana dayakla sahip çıkıyorlardı.

Bir amcam okutmak istedi. Ona da ben yok, dedim. Çok geçti benim için. O sıralarda hayat silsilesi bilmeyen ana kuzusu çocuklarla oturup ders dinlemek… Kulağa çok saçma geliyordu. Ancak bir mesleği okumak, meslek öğrenmek aklıma yatmıştı. Kuaförlük okumaya karar verdim. Okulumu da bitirdim, elime altın bir bilezik taktım. Orada, burada çalıştım. 19’umda mesleğim olmuştu.

Ben de bu ailede büyüye büyüye geçimsiz, dik kafalı biri oldum. Yalnızlıktı benim maharetli yapan. Kaldığım gecekonduyu kendim boyar, kazandığım 3 kuruşla karnımı da doyurur, eski mobilyaları mı da elimle yenilerdim. Hoş, bir mutfağım, hatta elektriğim bile yoktu ama elimdekine bire bin katar yaşamaya çalışırdım. Yaşam sevincim vardı benim.

Bir adamla tanıştım. Babamlar yok demedi (deseler ne olur onları mı dinlerdim ne katkıları oldu ki bana). Adamın annesi başta beni istemedi. Kendi imkanlarımızla evlendik. Sonra herkes kabullendi. Çiçekçilik yapıyordu. Ben de evde buketler, çim adamlar, yapıp ona yardım ediyordum. Bu arada bir aile kurmuştum. Düzenim olmuştu. Mutluydum kendi çapımda.

Küçük amcamın yabancı bir holdingde işi vardı. İyi de maaş alırdı. Küçük amcam idealistti. Evdekilerden ayrı, bir hayat ideolojisi vardı. Bazen yengem ile ziyarete holdinge giderdik. Ben o ihtişamı her gördüğümde; ‘Yenge bir gün ben de böyle bir işyerinde çalışacağım derdim.’ Yengem gülerdi.

Gel zaman git zaman hayatta hiç boş durmadım. Hep elişi, kuaförlük, çiçekçilik, her türlü işe koştum. Para kazandım. Bu arada kocam arada işsiz kaldı. İşten çıktı tekrar girdi, tekrar çıktı. Ben yine evden çalışıp, ayakta durdum. Çocuğumuz olmamıştı. Belki hayırlısı böyleydi. Bu böyle gitmeyecekti. Kocamın bir iş beğendiği yoktu. Küçük amcam bir gün kocama değil, bana kendi işyerinde, bir iş ayarladı. Çünkü o da kocama güvenmiyordu. Orada da durmayacaktı, biliyordu. Ama benim çalışkanlığım sonunda meyvesini vermişti. Küçük amcam işime sonuna kadar sahip olacağımı biliyordu.

Ve evet hayal ettiğim iş yerinde, çoğu kişinin alamadığı maaşla çalışıyordum. Yengemin dileğime güldüğü iş yerindeydim. Hayat beni de görmüştü. Ama bunun yanında kocam da hazır parayı görünce hiç iş beğenmez oldu. Hatta orada burada sürttü. Beni aldatmaya kalktı. Ondan kaynaklı sebepten çocuğumuz da olmuyordu. Artık çocuk istiyordum. İş yok,  orada burada sürtüyor ve içiyordu. Çok sabrettim. Hiçbir zaman nankör vefasız olmadım. Ama deyim yerindeyse tekmeyi basmanın vakti gelmişti artık. Amcam ile yakın çalışıyorduk. Meseleyi ona açıp desteğini istedim. O da uğraştı ve sonunda baktı, bu evlilik kurtulmayacak. Zor olsa da boşandım.

Hemen kendime yeni bir ev aradım. Bir süre kirada oturdum. Güzel maaş alıyordum. Arabamı da almıştım. Ev satın almaya karar vermiştim. Kredilerimi tıkır tıkır ödüyordum. Başarmıştım. Beni ezen hayatı ben eziyordum. Beni üzen ve ezen insanlar hayatıma gıpta ediyordu. Birkaç kişi vardı ailemden hayatımda. Onlar da kurduğum düzen için huzurluydu artık. Bir tek onlar paylaşıyordu mutluluğumu.

Ama mutlu son bu değil benim için. Hayatımda hep eksik kalan şey; sevgi lazımdı. Benim başarım bu olmalıydı. Sevilmek …

Otuzumu geçtim artık. Ama dağın zirvesine bayrağımı da diktim. Yeni eşimle hayalimizdeki düğünü yaptık. 5 aylık hamileyim. Yılların yorgunluğundan üstüme kalan kronik kalp hastalığımla yaşamak zorunda olsam da “Hepimiz bir gün ölmeyecek miyiz “diyerek hayatımda onu da kabullendim.

Şimdi de mutluluk kelebeğinin peşinde koşuyorum ve kelebeği yakalayıp tekrar salıyorum. Biliyorum ki yine benim elime konacak ve ben yine onu yakalayacağım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.