Oku ve Düşün

Sıra Dışı Bir Cani Elizabeth Báthory

Elizabeth Báthory, (7 Ağustos 1560 – 21 Ağustos 1614) Macar seri katilde diyebiliriz kendisine, Macaristan Krallığı’nın en ünlü soylu ailelerinden biri olan Báthory ailesinden gelmektedir. Kontes Elizabeth Báthory, tarihin en kötü şöhretli kadınları listesinde kuşkusuz ilk sıralarda yer almaktadır. Báthory, 54 yıllık yaşamı boyunca işlediği korkunç cinayetler nedeniyle de dünyanın en ünlü kadın seri katilidir.

Macarca ismiyle Erzsébeth Báthory, 1560 yılında doğdu ve çocukluğunu Ecsed şatosunda geçirdi. Báthory Latince, Almanca ve Yunanca dillerini iyi derecede bilen bir Protestan genç kız olarak yetiştirilmişti. Acımasızlığıyla şöhret kazanan kuzeni Transilvanya prensi Stephen gibi Elizabeth de çocukluğundan itibaren ani öfke nöbetleri geçirmekteydi. Araştırmacılar bunun aileden gelen genetik bir bozukluk olduğuna inanıyorlardı. Öte yandan çocukluğundan beri sadist, psikopat aile bireyleri ve hatta kendisiyle çocukluğundan beri ilgilenen bakıcısının bile kara büyüyle uğraşan, ayinlerinde küçük çocukları kurban etmekten çekinmeyen biri olduğunu düşünürsek seri katil olmasına çok da şaşırmamalıyız. 1575 yılında 15 yaşındayken, 25 yaşındaki kont Ferencz Nasdasdy ile evlendi ve kendi soyadını devam ettirmek için soyadını kocasına verdi. Evlilikten sonra eşinin kendisine hediye ettiği Csetjhe Kalesi’ne taşındılar. İki kızı ve bir oğlu oldu. Fakat çocuklarından sıkılan Elizabeth sonraları onları evlatlıktan reddetti. Ama kayıtlara göre onlara işkence etmemiş.

 Kocası sürekli savaşa gittiği için yalnız kalan Elizabeth’in hayatı gittikçe sıkıcı bir hal alıyordu. Bu can sıkıntısını gidermek için kaledeki kölelere işkence yapmaya başladı. Tıpkı “Kötülük kapısını aralık etmeye gelmez, ardına kadar açılır.” Sözünde olduğu gibi bu işkencelerden çok büyük keyif alan namı diğer kanlı kontes Elizabeth bir gün, saçını tarayan genç hizmetçisine canını acıttığı için çok sert bir tokat atar. Burnu kanayan genç kızdan akan kan Elizabeth’in eline gelir ve Elizabeth bu kan ile kızın güzelliğini aldığını düşünür. Ardından erkek uşağı Johannes Ujvary’e kızı soymasını söyler ve kızın kollarını bir fıçının üzerinde tutarken atar damarlarını kestirir. Genç kız öldükten sonra Elizabeth bu kanla banyo yapar ve Elizabeth artık genç kalmanın yolunu bulduğunu düşünür. 

Elizabeth, artık genç kızların kanlarını da içmeye başlar. Bu sayede gençleştiğine ve güzelleştiğine inanır. Aslında bu konuda bir nebze haklıdır. Yaşadığı dönemde Avrupa’nın pek çok yerindeki kadınlarda ileri düzeyde demir eksikliği bulunuyordu. Kıtlıktan dolayı yeteri kadar beslenemeyen, adet dönemlerinde kaybettikleri kanı yerine koyamayan kadınlar hastalıklı, kırılgan, soluk tenli ve güçsüzdü. Elizabeth Bathory de bu kadınlardan biriydi, ancak onu diğerlerinden ayıran şey paraya, güce ve hasta bir ruha sahip olmasıydı. Bol miktarda tükettiği taze genç kız kanı içerdiği demir nedeniyle yanaklarının daha pembe, saçlarının daha parlak olmasına ve kendisini daha güçlü hissetmesine neden oluyordu. Bundan sonraki 10 yıl içerisinde Elizabeth Bathory’nin yardımcıları ona birçok güzel kız getirirler. Elizabeth, bir süre sonra büyücülükle uğraşmaya başlar ve Darko adlı gerçek bir büyücüden büyü ile ilgili bilgiler almaya başlar ve Darkoyu en yakını, sağ kolu ilan eder. Bunun dışında diğer yardımcıları olan eski hemşiresi Jloona Joo, erkek uşağı Johannes Ujvary ve Anna Darvula adlı hizmetçisinin yardımıyla kaleye, birçok köle genç kız getirilir.

Elizabeth kızları bağlayıp, ayak parmaklarının arasına yağlanmış kâğıtlar koyup önlerinde ateş yakıyordu. Önce ayakları alev alan kızların sonra tüm vücutlarını yakıyor ve bunları büyük bir zevkle izliyordu. Bilinen bir başka işkence yöntemi ise, kızların ağızlarını, çeneleri birbirinden ayrılana kadar çekmesi idi. Huyu iyi olduğu günlerinde kızları soyarak erkek misafirlerin önüne çıkartıyordu. Yıllar geçtikçe masum kızların kanına olan ihtiyacı gittikçe artıyordu. Yeni işkence yöntemleri geliştirmişti. Mesela kızları tamamen bal ile kaplayıp onları böceklerin ve arıların önüne atıyordu. Bir başka işkence yöntemi ise esir aldığı kızları çıplak olarak 0 derecenin altında soğukta, buz gibi suyla, donarak ölene kadar yıkıyordu. Kocası öldükten sonra, güzelliği ile ilgili daha takıntılı bir hale geldi ve onu gençleştirdiğini düşündüğü kan banyolarına ağırlık verdi. Kaleye getirilen kızların kanlarını emiyor, açılan yaralarındaki etleri yiyordu. Kontes, alman saatçilerinden ve demircilerinden işkence aleti sipariş ediyordu. Bir süre sonra Csetjhe kalesi tamamıyla bir işkence merkezi haline gelmişti. Çivili kafeslerde kızları öldürüyor, onun için özel yapılmış bu kafeslerin altına girip, kanın akması için yapılan delikten banyo yapıyordu. Elizabeth kızların kanını en çok da iç güzelliği için içiyordu. 

Bir süre sonra artık bu basit köle kızların kanlarının bir işe yaramadığını düşünen kontes, daha asil ailelerden köleler almaya başladı. Genç kızlar eğitim veya çalıştırma adı altında kandırılarak kaleye getiriliyorlardı. 40 yaşına yaklaşmıştı ve yavaş yavaş yaşlandığının belirtileri ortaya çıkıyordu. Ne yaparsa yapsın bunları ortadan kaldıramıyor ve güzelliğini kaybetmeye başlıyordu. Bununla beraber Elizabeth’in namı çevre köylerde konuşulmaya başlanmıştı. Elizabeth ve Csetjhe kalesi hakkındaki dedikodular Macaristan imparatoruna kadar ulaşmıştı. Bunun üzerine imparator tarafından, Elizabeth’in başbakan olan kuzeni Kont Cuyorgy Thurzo’ya kaleye baskın düzenleme görevi verildi. 30 Aralık 1610’da Elizabeth’in kuzeni tarafından yönetilen 300 asker Csetjhe Kalesi’ni gece bastılar. Hepsi kaledeki korkunç görüntüden şaşkına döndü. Kalenin altında yaklaşık 50 ölü kızın cesedi bulundu. Kale basıldıktan sonra Elizabeth’in yardımcıları da cezalandırıldı. Parmakları kesilerek ateşe atıldılar ve kazığa bağlanarak yakıldılar.

Elizabeth’in ölümü de hiç kolay olmadı. Ölene kadar kendi kalesinde neredeyse tamamı duvarlarla çevrili bir odada kalacaktı. Odada sadece bir delik açılmıştı, o da yemek vermek ve hava almasını sağlamak içindi. 

Elizabeth kendi kalesindeki bu odada tam üç yıl hayatta kalmayı başardı; neredeyse güneş ışığı olmadan, zifiri bir karanlıkta geçirilen koca üç yıl.

21 Ağustos 1614′ de, 54 yaşındaki Elizabeth Bathory, yemeğini getiren bir hizmetçi tarafından ölü olarak bulundu. 

Kendisi odada ölü bulunduktan sonra cesedini dışarı taşıyan muhafızlar, cesedi güneş ışığında gördüklerinde resmen şok oldular çünkü bu taşıdıkları ceset Kontes değildi; İblisin ta kendisiydi. Daha sonra, ceset üzerine yapılan incelemeler sonrasında ölüm nedeninin frengi olduğu anlaşıldı ve geçirmiş olduğu bu fiziksel değişimin sebebi de anlaşılmış oldu.

Kayıtlara göre bu cani kadının 650 masum insanı katlettiği söylenmektedir. Ama aile geçmişine bakılırsa bu daha da fazladır ve kim olursak olalım şunu unutmayalım ki; “İnsanlar kötülüğü, arzularının kuvvetli olmasından çok vicdanlarının zayıf oluşundan dolayı yaparlar. Kötülüğe kolayca girilir; ama güç çıkılır. Kötülüğün dönüşü, kurtuluşu olmayan sonsuz ıstıraptır.”

Belki genç kalırsam ölümsüz olurum diye düşünen, para, güç için birçok masum insanı, çocuğu, canlıyı öldüren, bu kadının ve diğerlerinin aslında kendi karalığında boğulması ve boğulacağı gibi …

Hazırlayan: Mars

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.