GenelKısa Öyküler

Susarken Akan Ömür / Gerçek Hayat Hikayesi

Fadime, yedi kardeşin ortancasıydı. Bir erkek altı kız. Bir tane daha doğurmuş anneleri ama iki yaşında ishal gibi basit bir hastalıktan ölmüştü. Ama o zamanın şartlarında bebekler köyde hep basit sebeplerle ölürdü. Evin oğlu hariç ilkokuldan sonra okutmazlardı kızları. Bir tek evin oğlu Şahin, üniversite okumuştu. Köyün kızları ilkokul bitince tarlada, evde işe koşulur. Gerçek hayata hızlı giriş yaparlardı. Fadime’ye İlkokulu bile bitirmek nasip olmamıştı. Geçirdiği menenjitten mi, yanlış aşıdan mı bilmezler gözlerinin yüzde 80 oranda görme yetisini kaybetmişti. Fadime hep iyimserdi. Neşeliydi. Narindi ama geri durmazdı hiçbir işten. Zaten ona baktığınızda gözünün görüp görmediğini anlayamazdınız. Ancak kendi anlatırsa bilirdiniz ama şikâyet etmezdi ki hiç. Kendini kardeşlerinden eksik hissetmezdi.

Fadime’ nin beline kadar uzanan iki örüğü vardı. Elmacık kemikleri, minyon suratından dışarı fırlardı. Narin duruşlu ve güzel sayılabilecek bir kızdı. Ablaları birer birer gelin olmuştu. Sıra Fadime’ye geldi. Kim vesile oldu, nerede gördü bilmiyorum. Kaderi geldi, Fadime’ ye(!) Şehirde bir ayakkabıcı olan uzun boylu bir delikanlı, Sabahattin istedi Onu.

Sabahattin çocukları çok severdi. Fadime Ona iki kız bir oğlan evlat verdi. Ama Sabahattin çok içerdi. Çocuklara hiç dokunmazdı ama içip içip karısını döverdi. Çocuklarını büyüttü, okuttu. Hiç üzmediler, sınavı olmadılar annelerinin. Tabi eve gelin girene kadar geçerliydi bu dediklerim.  Kızlar başka bir memlekete gelin oldular ablasının gittiği yere kız kardeşi de gelin gitti. Babası bir cicianne bulmuştu oğlanı evlendirmeden çok önce. Bu kadının kızı da büyüyüp gelinlik çağa gelmişti, oğlu ile everdi onu da. İki ayrı evde iki ailesi vardı Sabahattin’in. Durumu ikisine de yetiyordu. Kadınların ikisi de bunu biliyordu. Kimse sesini çıkartmıyordu. Fadime hiç şikâyet etmedi ki nasıl girdi hayatlarına ne tepki verdi sorayım! O kadından da iki kızı olmuştu, cici anne diyorlardı Fadime’ye geldiklerinde. Oğlu Selahattin babasından da uzun boylu bir delikanlıydı. Pek mülayim, sessiz, evinde, barkında bir oğlandı. Belki de kız güzel diye, babasına hiç itiraz etmedi. Cici annelerinin büyük kızı ile evliliklerinden iki kızı oldu Onların da. Eve gelin gelince, cici babasının bu anneyle olması rahatsız ediyordu. Gelin kaynana arasında huzursuzluk oluyordu.

Sabahattin’in kendi karısından başkasına eziyeti yoktu. İçmediğinde melekti ama günün çoğu vakti içerdi. Yaş ilerledikçe Fadime’ nin de görme mesafesi iyice daralmıştı. Bir de dayak yiyordu kocasından. Hep şükür dökülürdü ağzından. Yaşamdan çok beklentisi yoktu.

Huzursuzluk artınca bir süre o evden taşındı gelini ve oğlu. Annesine dargın, küs gibi ayrıldı evden mülayim Sabahattin. Ablaları ile de arası açılmıştı. Tek oğluna hasret kaldı, üzüldü ama nedenini hiç anlatmadı, yine sustu Fadime.

Fadime sınırsız sevgisiyle, gelip cici anne diye seslenen eşinin çocuklarına da kızlarım benim diyordu. İki kadın da aile olmayı seçmişti ayrı evlerde. Fadime’ nin değil ama diğer kadının kızları geliyordu küçükken Fadime’ye. Zaten aynı mahallede komşu sayılıyorlardı bir kere. Kıskançlık emaresi hiç olmadı. Ya da bize böyle gösterdi. Ne gelirse kabullendi hayatına.

Sabahattin, ayakkabı dükkânını kapatıp mahallede bakkal açtı. Gündüz Fadime bakkalda çalışıyordu. Sabahattin oturup evde içiyordu. Dükkân dönüşü ayyaş Sabahattin’den günlük postasını yiyiyordu.

Sabahattin İyice zıvanadan çıkmıştı. Bir gün ya seni ya kendimi, şu duvara asılı tüfekle vuracağım diyip duruyordu. Bir akşam yine bakkalı kapatıp eve gelmişti, artık her şeyi gölge olarak gören, seslerle kendine yol bulan Fadime. İçeri girdiğinde yine tahmin bile edemediği bir sebepten dayak yedi. Sabahattin bu kez sırtında sandalye kırdı. Vuracağım birimiz ölecek diyordu. Fadime işin ciddiyetini anlamıştı artık. En küçük kız kardeşinin evine kaçıp sığındı.

Kız kardeşinin evinde üçüncü günün akşamı telefon geldi. Beklenen haberdi. Sabahattin tüfekle başından kendini vurmuştu. Bu kez kurtulmuştu Fadime. Yine sessizdi, ne gözyaşı, ne şikâyet. Sabahattin intihar edince evine döndü. Evi Ona bırakırlar mı? Oğlu ve gelini de geldi eve.

 Birkaç durgun seneden sonra, anneyi barındırmadılar o evde. Sessiz bir ah çekti. Selahattin Annesi’nin dilinden değil belki ama kalbinden bir ah almıştı. Kemik hastalığına yakalandı genç yaşta. Yatalak kaldı, karısı yanındaydı ama anasını düşünüyordu oğlu da. Fadime’nin elinden kayıyordu bir erkek daha, Selahattin de ölüm yolculuğuna çıkmıştı. Tekâmülünü yaşıyordu.  Sessizce gözyaşı döküyor ama bu kez gizlemiyordu. Yüzü de artık saklayamıyordu acılarını ve geçmiş yıllarını. Çizgiler sınırsız iniyordu yüzünden aşağı.

Bir de büyük kızı Nurten vardı. Annenin kaderi kızına çeyizdir lafını üstlenmişti sanki. Kocasını alkollü araba kullanırken elim bir kaza ile kaybetmişti. Kocasını çok severdi, tatlı dilliydi, iki erkek evlatları olmuştu, ufaktılar. Bir ayak hastalığından kamyon şoförlüğünü çok uzun süre bırakan kocası, tam iyileştiği sıra maç dönüşü arkadaşları ile alkol almıştı. Acı haberi cenazesinden önce evlerine ulaşmıştı. İki oğlu ile gencecik bir dul olarak kalmıştı.

 Fadime oğlunu toprağa verdikten sonra, oğlum diye inliyordu. Ama acı sesi isyan etmiyordu. Artık büyük kızı Nurten ile yaşamaya başlamıştı. Kızı iki delikanlı büyütüyor bir yandan da annesine bakıyordu. Ama annesinin yükü hiç yoktu ona. İki kadın böyle mesuttu artık. Allah oğlu ve kocası yerine daha hayırlı iki torun vermişti ona.

Şimdi görmeyen gözleri ile el yordamı çamaşır dürüp, yaprak sarıyor. Hala narin, hala güleç, nur saçıyor mutluluğu ile Fadime. Torunlarının da çocuklarını görmese de kucağına aldı, yaşlılığının kalan günlerini şükürle dolduruyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.