Kısa Öyküler

Umudunu Kaybetme

Otuz milyon bilmem kaç yüz bin işsizin içinde bende varım. Yaklaşık altı ay oldu. Bu altı ay içinde birçok gereksiz anı biriktirdim.  Bu anılarımı sizinle paylaşmak isterim. Öncelikle işsiz kalma sürecimi anlatacağım.

Bir spor salonunda mutsuz, stresli, gergin bir satış danışmanıyken bir mucize oldu. Yani o zaman ben öyle sanmıştım. Her neyse amirlerimizin kim daha çok satış yaparsa o benim adamım. İsterse hepinizi kessin, bıçaklasın eğer satışları iyi ise kral o’dur sloganı yüzünden akrep yuvasına dönmüş bir iş yeri. İftiralar, müşteri çalmalar, arkadan kuyunu kazıp ayağını kaydırmalar. Ne istersen serbest yeter ki satış yap. Gerisi hayal gücüne kalmış. Bende kılıcımı çektim. Allah Allah diye ölümüne saldırıyorum. Her gün kavga dövüş. Satışlarım da iyi olunca eskiler ayağımı kaydırmak için ekstra çaba içinde. Ben de ne yapayım savunma iç güdüsü işte. Sonra artık bu kaos, bu hırs beni yordu. Alttan Altan iş bakıyorum. 21 Aralık 2019 tarihinde bir telefon geldi. Yurt dışında yaşayan kardeşimin İstanbul da yaşayan mimar bir arkadaşı beni meclise sokabileceğini söylemiş. Meclis ’de tanıdıkları varmış. Kızın anneannesi de meclis’den emekliymiş. Bir sevinç bir coşku bende artık tünelin ucundaki ışığı görüyordum. İki güne kalmadan kardeşim beni tekrar aradı. Abla işten ayrıl Buse senin işi ayarladı. Ben sana Buse’nin numarasını yollayım, detayları konuşun demez mi. Allah’ım nasıl yani? Bu kadar kolay mı, bu kadar çabuk mu. Çok şükür eşliğinde 23 Aralık 2019 da gidip istifamı verdim. Hem de büyük bir mutlulukla. Sonra Buse’yi aradım bir sürü teşekkür edip bana nasıl bir iyilik ettiğinden bahsettim. Bana işin detaylarını anlattı. Orada toplantı asistanı olacağımı. Sadece salı günleri yoğun olacağımı anlattı. İstanbul’da yaşadığı için Ankara’ya gelip beni meclise kendi götürecekmiş. Orada nehir teyze varmış. İşimi o halledecekmiş. Bende Buse’yi bize davet ettim. Bizde kalırsın dedim. Annemle geliriz o zaman dedi. Tabii dedim. Bana ocağın 26’sı gibi geleceğini söyledi. 28 Ocak da ben iş başı yapacakmışım. Bir günde gezeriz dedi. Daha bir ay vardı ama olsundu. Böyle bir işi 15 senedir bekliyordum. Bir ay daha beklerdim. Yeter ki olsun. Her iki günde bir Buse ile telefonlaşıyorduk. Bana orada yapacaklarımı anlatıyordu. Beni el altından sokacaklarmış. Orada diyeceklerimi gelince söyleyecekmiş. Bu arada evde de hummalı bir hazırlık. Teyzem bizde kalıyor. Annemle birlikte börekler, dolmalar, karnıyarıklar yapılıp buzluğa atılıyor ev temizleniyor çarşaflar, perdeler yıkanıyor. Misafir en iyi şekilde karşılanmak üzere beklenirken geldik ocağın 25 ine. Buseden ses yok. Artık ben aradım. Canım doktordayım ben. Bileti alınca ararım dedi. Sonra 26’sı sabah 10.00 gibi Buse beni aradı. Canım senin iş olmayacak kusura bakma tamam mı dedi. O an dünya başıma yıkıldı. Telefonda dondum kaldım. Olmayacak mı? Sonradan anladık ki zaten öyle bir iş hiç yokmuş. Buse mitomani hastasıymış yani sizin anlayacağınız şekilde söyleyeyim deliymiş.  Ayrıca mimar falan da değilmiş. O kadar üzüldüm ki. Trajikomik bir anı olarak gereksiz bilgiler belleğime işlenmiş oldu bu da böyle.

Sonra düştüğüm yerden kalkıp yine iş aramaya devam ettim. Ünlü bir uçak fabrikası sekreter arıyor. İngilizce bilen yazsa da sorun değil. Artık bir sürü program var. İngilizce çeviri yapan eden. Haa! telefonla aradıklarında da adamlarla İngiliz edebiyatı hakkında derin sohbetler etmeyeceğim ya. Alo dedim. Alo dedi. Kimi istiyorsa ismini der, bağla gitsin. Hemen başvurumu yaptım. Bir gün sonra bir telefon. Ben havayolu şirketinin yönetim kurulu başkanıyım. Bize yaptığınız başvuruyu inceledik. Sizinle görüşmek isteriz. Size atacağım konuma geliniz. Allah’ım bir sevinç bir heyecan bende anlatamam. Hemen ne giysem çok şık olmalıyım. İlk görüşmede bu çok önemli.  Kendini kabul ettirmek istiyorsan şık bakımlı ve kendinden emin gözükmelisin. Bunları düşünüp sevdiklerime müjdeli haberi verirken. Birinin söylediği yönetim kurulu başkanı aramaz ki cümlesiyle bir aydınlanma yaşadım. Hemen Google haritadan bana attıkları konuma baktım. İnşaat halinde ıssız bir yer. Lan! sonra o uçak fabrikasına çeşitli şirket sosyal medyalarından araştırma yaptığımda şirketin yerinin burada olmadığını Amerika da olduğunu gördüm. Kandırılmıştım. İnsanların umutlarından beslenen bir dolandırıcılık çetesine iş görüşmesine gidiyordum az kalsın! hemen her yerden engelledim onları. Fakat yine hayal kırıklığı. Daha yeni kalkmıştım yerden yine düştüm. Ama pes etmek yok diyerek yine kalktım. İş başvurularına devam ettim. Bu sefer her başvurduğum yeri önceden Google da inceledim. Gerçek mi? değil mi? diye. Gittiğim beş görüşme iki çocuğum olduğu için beni reddetti. Biz sizi ararız dediler kibarca da.  Yine de umudumu hiç kaybetmedim. Her gün dua ettim. Derken haberler de Çin de ortaya çıkan bir hastalık haberi yayılmaya başladı. Çin de bir anda yerlere düşüp ayılanlar, bayılanlar. O ne ya? demeye kalmadan Çin’den ülkemize gelmesi uzun sürmedi bu virüsün. Gel sen de gel! Bir sen eksiktin!  Dışarı çıkma yasakları da başladı mı? Oh suyundan da! Dolayısıyla iş de yok. Zaten yoktu da işte şimdi hiç yok! Öyle böyle iki ay ev de karantinada geçti. Dışarı çıkma yasakları kalktığı vakit tekrar başvurulara başladım. İçlerinden biri tam benlikti. 15 yıldır beklediğim işdi. Hemen kendimi anlattığım bir mail attım onlara.  Bir gün sonra mailime cevap geldi. Beni davet ediyorlardı. Yine aynı sevinç, coşku ve heyecanla hazırlandım o güne. Ve iş görüşmesine gittiğim gün işi aldım. Çünkü ben asla inancımı kaybetmedim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.