GenelKısa ÖykülerOku ve Düşün

Yarım Kalan Renkler

kadına şiddet

Benim adım Kırmızı: Diyarbakır’ın X köyünde ailemle yaşıyordum. Yedi kardeşin beşincisiyim. En sevdiğim renk kırmızı, en sevdiğim çiçek kırmızı gonca. Kitap okumayı çok severim, burada köy bakkalımız Mehmet amcaya her gittiğimde bana resimli masal kitapları verir, çok mutlu olurum onları okurken. Büyüdüğümde öğretmen olacaktım. Buradaki köy okullarında benim gibi kitapları seven çocuklara okumayı öğretecektim ama olmadı. 12 yaşımda öz ağabeyim tarafından tecavüze uğradım, üstelik defalarca. Annem inanmadı, babamdan bir kamyon dayak yedim. 16 yaşımda intihar ettim, kendimi dereye attım. Şimdi mezarıma kırmızı gonca bırakıyorlar her hafta Cuma günü.

Benim adım Turuncu: Ben ailemden sevgi görmedim. Onlarda kendi ailesinden görmemiş. Kız çocuğunu sevmek, bağrına basmak günahmış gibi. Yalnızca geceleri uykumda saçımda dolaşan eller, yanağıma hafifçe kondurulan öpücükler hissettim. 17 yaşında beni ilk seven erkeğe kaçtım. Beni seviyordu, sevginin ne olduğunu onda öğrendim. Sevgi; gözünde morluk, kolunda sigara izi, bacağında kesikler, karnında bıçak yarası bırakıyormuş bunu da öğrendim. Kucağımda iki tane bebeyle kaçıp aileme sığındım, beni almadılar eve, affetmediler, nereden geldiysen oraya git dediler. İki yıldır kadın sığınma evindeyim. Liseyi açıktan okuyorum, çocuklarıma bol bol sarılıyor, bağrıma basıyorum.

Benim adım Sarı: Mutlu bir anne babanın sevgiyle büyüttükleri biricik kızlarıyım. Başarılı bir eğitim hayatından sonra büyük bir şirketin yönetim kadrosunda çalışıyorum. İş arkadaşıma aşık oldum, eğitimliydi, kültürlüydü, birbirimizi çok seviyorduk. Başlarda evliliğimiz güzeldi ancak bir süre sonra aldatıldığımı öğrendim. En yakın arkadaşımla, yıllarca devam eden ilişkileri olduğunu öğrendim. Dünyam başıma yıkılmıştı, ayrılmak istediğim de ise ikinci kez yıkıldım. Dayak, istismar, en mahrem görüntülerimizi videoya çekip bunları kendi arkadaş grubuna yaymakla tehdit etti. Yılmadım, boşanma davası açtım. O da görüntüleri internete koydu. Her gün tanımadığım insanlardan taciz mesajları aldım, ailesinden psikolojik şiddet gördüm. Suçlanan taraf, utanan taraf hep ben oldum. Sonra ailemin desteği ile ayağa kalktım, yaptıklarından sonra neden ben utanacaktım, yaptıklarından o utansın dedim, ona açılabilecek her davayı açtım ve kazandım. Boşandım, şuan kendisi hapiste. Ben yaralarımı sarıyorum, insanlara güvenmeye çalışıyorum.

Benim adım Yeşil: Biz kundaktaki bebek, ağzı süt kokan çocuklarız. Biz doğmayı seçmedik, dünyaya gelmek istemedik, sevmediler, istemediler çünkü bizi.

A.’nın annesi tecavüze uğradı, sonra o doğunca çöp kutusuna attı. Onu çöpçüler buldu, hastaneye götürdüler. Sadece bir hafta hayata tutunabildi.

C ise annesi yaramazlık yaptığı için onu döverek öldürdü. Oysa C’nin annesi yedi yıl çocuk sahibi olamamıştı, hocalara gitmiş, türbelere umut bağlamıştı. Yedi yılın sonunda bebekleri olduğunda çok sevinmişti C’nin babası. Şimdi evinden çok C’nin mezarında yaşıyor, mezar taşının öpüp kokluyor.

E’ yi annesi 16 yaşında doğurdu, kendisi de çocuktu. Bebeğe kayınvalidesi baktı, ihmal edilerek büyüdü E. 3,5 yaşında ise yan komşularının tecavüzüyle öldü. Tüm aile kahroldu, yan komşu hapse atıldı. E’nin annesi ikinci bebeğine hamile kaldığında yine aynı mahallede, kayınvalidesiyle oturmaya devam ediyordu, bebeğine yine kayınvalidesi baktı.

Biz, yağmurdan sonra oluşan gökkuşağının yarım kalan renkleriyiz. Su damlalarından geçemeyen, kırılmayan, kendi içinde kırılan, yok edilen ışınlarız. Öykümüz ders olsun geride kalanlara, insanlığa, insanca yaşamak isteyenlere…

Yazan:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.