GenelSürükleyici Uzun Öyküler

Yolumu Çizerken

uzun_oyku

Bazen hayat olgunlaştırır bizi, ama olgunlaşırken hala kanımız deli akar. Hikâyemizin kahramanı gençlik ateşi ile tutuşan bir genç kız. Yaşadığı aşk ve baskıcı annesi ile arasında çizeceği kader yolunda neler yaşayacak?

Hayatına sahip çıkmak için acı çekmek, elindeki değeri kaybetmek gerekirmiş bazen işte bende böyle sahip çıktım hayatıma:

Lisenin son senesiydi. Haftada 3 gün okul çıkışları dershaneye gidiyorduk. Çoğu zaman dershane saatlerini kaçamak yaparak geçiyorduk.

Dershanede yeni tanıştığım kız, sevgilisi birkaç ara arkadaş ve ben birlikte takılıyorduk. Bu tatlış sevgililerin adı da Nur ve Ediz idi. Bir akşam dershanede,  ilk teneffüs saati kaçıp bu tatlış sevgililerin yıldönümünü kutlamaya gittik. Sap gibi orada ne yapacaktım, maksat takılmak olsundu. Kafede birkaç arkadaşları daha katıldı aramıza. Müzik,  sohbet derken biraz ilerleyen vakitlerde biri geldi içeri… O neydi? Nasıl boy, pos, tip. Rabbim gökten zembille indirmiş. Bizim masaya oturmuştu. Edizleri tanıyordu. Betim benzim attı. Bu çocuk bana bakar mı, bakmaz mı komplekslerine girdim. Hiç ona bakmıyormuş taklidi ile arkadaşlarla sohbet ederek, geceyi şaşı gözlerle bitirdim. Hem bakıp hem bakmıyor gibi yapmak göz damarlarımı birbirine doladı. Hani kaçan kovalanır misali, takla atsam tavlayamayacağım adamın önemsemiyor taktiği ile radarına girerdim belki.

2 gün sonra arkadaşlarla dershanede teneffüs arası konuşuyorduk. Nur ,  Ediz seninle özel bir şey konuşacakmış dedi. Merakım ‘kızım senin sevgilin niye benle özel konuşuyormuş’ dememi engelledi. Ediz geldi ‘Bir şey söyleyeceğim dalga geçmeyeceksin dedi. ’Eeee’?’’ dedim. Geçen gün kafede Münir diye bir arkadaşının sohbet esnası kalabalıkta beni gördüğünü çok beğendiğini söyledi. Münir dediği O çocuktu. Çok beğenmiş beni!!! Beynim o cümleye odaklandı. Taktik tutmuştu. Kahkaha atmaya başladım. Bir de üstüne ‘Dalga geçme, bir şans ver iyi çocuktur’ dedi Ediz. ‘Tabi ki dalga geçmiyorum şaşırdım’ dedim. Ciddiyetle,’ bir bakalım’ dedim. Ve tuvalete gittim. Yoksa Ediz’in yanında sevinç naralarımı tutamayacaktım. Tuvaletteki çığlığım makyaj yapan kızları rahatsız etti ama ben serbest bölgede onları umursamıyordum. Tuvalette zıplıyordum. Bunu yapmak için eve kadar tutamazdım kendimi. Zaten bu ağır kız rolü yormuştu beni. Kasmadan bodoslama atlayasım vardı. Yine de bu oyun hoşuma gitmiş, monoton hayatıma heyecan katmıştı.

Ertesi günün akşamı dershane çıkışına geliyordu. Dersler bir türlü bitmek bilmedi. Ediz teneffüste Münir’in geleceğini hatırlatarak bizim kafeye gideriz dedi.

Sonunda dersler bitti. Ediz ve Nur ile aşağı indik. Kapıda elinde çiçek ile 1.90 lık çocuk duruyordu. Dalgalı siyah saçları, sol yanak gamzesi ile gülümseyerek bana çiçeği uzatıp  ‘Merhaba ‘ dedi. Biri beni cimciklesin. Bir insan hem yakışıklı hem romantik hem de bana böyle bakabilir mi?) Her yerimden kalp emojileri fışkırıyordu. O an ki duygu patlamalarımı size başka türlü açıklayamıyorum.

Boynuna atlamamak için kendimi zor tuttum. Zaten 1.90 luk boyuna 1.60 lık halimle atlamam başlamadan bu ilişkiyi bitirebilirdi.(Niye topuklu bir şey giymedim ki.)

Çiçeği alıp kibarca teşekkür ettikten sonra, tatlış çift Ediz ve Nur’un gevezeliği eşliğinde kafeye gittik. Beğenilme egosu ile kendimden emin bir rahatlık gelmişti üstüme. Rahat bir sohbet eşliğinde bana dişçi olduğunu anlattı. Bu çocuk üniversiteyi bitirmiş olamaz henüz derken’ diş doktoru mu?’ deyiverdim. ‘Hayır. Dişleri yapan atölyede diş yapıyorum. Dişçiyim.’ dedi. Çok ilgimi çekti. Daha önce bu meslek hiç aklıma gelmemişti. Bir dişçi kalfasıydı.

Akşam beni eve bıraktı. Çiçeği eve sokmamım tek yolu anneme çiçek aldığımı söyleyip ellerine teslim etmekti. Mutsuzca çiçekleri anneme verdim.

Benim de artık bir sevgilim vardı. Dişçi, manken çakması, karizmatik bir sevgili… Sohbet esnası bana abisinin de İstanbul’da oyuncu olduğunu söylemişti. Anladım ki genler komple yakışıklı! Ama beni sadece Münir ilgilendiriyor.

Biz iyiden iyiye haftada iki üç gün buluşuyor. Dershane saatlerini yiyor ya da çıkışta kısa miktar illa birbirimizi görüyorduk. Aptal değil ama romantik bir yapısı vardı tanımca. Bu da benim çok hoşuma gitmişti.

Günler geçerken, iyiden iyiye benim olmasına alışmıştım. Sıradan alışkanlık haline gelen buluşmalarımızdan birinde bana patronu ile Makedonya ‘ya gitmek için ayağına bir fırsat geldiğini, giderse 2 yılda köşeyi döneceğini ve Oranın koşullarından bahsetti. 2 yıl mı demişti ?’ Sen dalga mı geçiyorsun.2 yıl ne ya deyip, çekip gittim.’

Okulda teneffüs araları tam ergenlere yakışır şekilde, Sezen Aksu‘ nun Gitme, Tarkan’ın da Kış Güneş’ini dinleyip, dinleyip ağlıyordum. Artık gözlerimin şişi ailemin de öğretmenlerimin de dikkatini çekmişti.

2 günlük yastan sonra plan kurma vakti geldiğini düşündüm. Daha öpüşmekten ileri gitmediğimiz sevgilimle, beraber içtiğimiz gün ileri gitmiş olabileceğimizden hamile olabilirim dedim. İnandırıcı olması için bir de gebelik testi alıp atmıştım çantaya. Tabi daha nasıl kullanılacağını da bilmiyoruz.( Aptal değil demiştim sanırım. Geri alıyorum. )

Testi gören sevgilimin eli ayağına dolandı. Bana sonsuz inancı ile inandı. Daha test kullanılmadı bile. ( Buna ne emoji çaksam bilemedim. Ama elim suratımda aptal diyorum içimden)

O sırada Münir’in de bana bir haberi varmış. Makedonya işi ertelenmiş. Yani bütün oyun boşunaymış. Ben de şaka yaptım zaten. Öpüşerek hamile kalamam dedim kıvırdım.

Ve hikâyem buradan sonra bataklığa girdi.

Gecenin 3ünde bir tokatla uyandım. Aptal gibi sersemdim. Annemin gözü kan çanağı, çantamda unuttuğum gebelik testi elindeydi. Anne bir arkadaşa şaka yapacaktık dedim. İyice sıvadım.

Uykum vardı ama uyanık vaziyette kâbus görüyor olmayı diledim. Üstüne üstlük tüm gece günlüğümü okumuş. Yediğim tüm haltları kalemi kalemine öğrenmişti. Günlüğü babama vereceğini, okul hayatımın bittiğini söyledi. Münir’i, dershane kaçamakları ve daha fazlası, her şeyi öğrenmişti. Mahşerde hesap gününde hissediyordum kendimi. Yalvardım, günlüğü de alamadım. Okulu bırakacaksın dedi. Hayat benim için sebepsizleşmişti bir anda. Zaten bu sıralar zırvalayan ben, başka kaybedecek bir şey kalmadığını düşünüyordum.

Annem sabaha karşı dalmıştı. Ben de fırsat sessizce giyinip okula gitmek için yola çıktım. Otobüs durağına doğru karşıya geçerken, beyaz bir otomobil birazdan önüne atlayacağımdan habersiz yaklaşıyordu. Yaklaşmasını beklerken tüm cesaretimi topladım ve karşıya geçer gibi yapıp, önüne atladım.  Yavaş bir çarpma olsa da beni kaldırıma fırlattı ve ense köküm kaldırım taşının köşesine çarptı. Bir kadın o sırada durakta bekleyen dolmuşta iken beni görüp inmiş.’ Niye yaptın bunu kızım ?’ dedi kulağıma. Ama çok geçti, duyuyor fakat cevap veremiyordum. Kaldırım omuriliği ezmişti. Sadece gözümden yaş akıyordu. İntihar ettiğimi bir tek o kadın görmüş. Sürücü telaşla birden önüme çıktı diye feryat figan ediyordu. Ambulans geldiğinde bilincim hala yerinde ama karabasan görmüş gibi konuşamıyordum. Ambulans görevlisi sorular sormaya çalışıyordu. Bana en son gözünü kapatma dedi. Boynuma aparat takıp sedye ile hastaneye kaldırıldım. Bir sürü koşuşturma oldu. Ortalık sakinlerken annem geldi hastaneye. Suratı asıktı, telaşlı gelmedi gözüme. Yatakta bilerek yaptın değil mi dedi bana. Gözümden sadece yaş aktı. Susuyordum. Konuşabilirdim ama konuşamıyordum ağzımı sıkıyordu görünmez bir el. Doktor omuriliğime 5mm.lik bir kayma daha olsaydı felç kalacağımı söyledi. Yani sıyırdım, şanslıydım. Geçici kekeleme, unutkanlık ve birkaç günlük yerimden kıpırdayamama sıkıntıları bitti taburcu olup evde yattım.

Annem ve ben hep sessizdik. Annem susuyordu ama gözlerinden öfke fışkırıyordu. Üzüntüsünü göremiyordum. Belki de babama hala söyler korkusu, görmeme izin vermiyordu. Yoksa hiç mi üzülmez bir anne.

Bir hafta sonra; ben hala yatak istirahatindeyken Münir, Ediz ve Nur ziyaretime geldiler. Annem akşam vakti sizin dershanede olmanız gerekmiyor muydu? Demek dershaneden böyle kaçıyorsunuz.’ Dedi. Bana hediye saat almışlar. Aslında kaza geçirmeseydim, Münir o gün için almış hediyeyi bana. Annem bunları görüyor. Ve Ben kıpırdayamamanın rahatsızlığı dışında, yerin dibine geçiyordum.

Herkes gittikten sonra, annem bana ‘O aldı dimi? geri yolla.’ dedi tüm sertliğiyle.

2 hafta sonra iyice ayağa kalktım. Yalnız boyunluğumla ayrılmaz ikiliydik artık. Psikolojim bu sırada çok bozulmuştu. Antidepresanlara başlatmıştı psikolog. Okulda dersler uyuyarak geçiyordu. Hocalara artık arkadaşlarım cevap veriyordu. ‘ O ilaç alıyor hocam’ diyerek. Bir döneme yakın zamanı nasıl bitirdim bilmiyorum. Antidepresanlardan ayıldıktan sonra hayat normale dönmeye başlıyordu. Annem de artık okuldan alırsa ve babama anlatırsa, neleri göze alabileceğimi görmüştü. Konu kapanmış gibiydi. Ve Münir beni sabırla beklemişti. Antidepresanla uyuduğum haftalar ne yaptı bilmiyorum… Hatırlamıyorum. Yine buluşmaya başladık. Ben de bir akıllanma emaresi yoktu. Artık çok da gözümde büyümüyordu Münir. Kaybetme korkum da kalmamıştı. Bir bahar günü doğum günü için hediye almış buluşmaya gitmiştim. Sabahın 9unda meydana dikilmiştim. Aradım. Berberdeyim tıraş olup geliyorum dedikten sonra yağmur başladı. Sırılsıklam oldum. O sırada okulda birbirimize gıcık olduğumuz arkadaşlardan olan, Nihal bozuntusu gizli bir numaradan mesaj attı. ‘Daha sevgilin gelmedi değil mi? Çünkü başka biriyle.’ Diye. Ben bu mesajın Nihal’ e ait olduğunu,  Nihal’in okulda konuşmalarımızı duyup da üzerine plan yaptığını çok sonra öğreniyorum tabi. Aslında Nihal Münir’i seninle sevgilin hakkında bilmediğin çok önemli bir şey konuşacağım diye çağırmış. Ve son dakika aramış onu bana haber vermesin diye de tembihlemiş. Bizim safta öyle yapıp berber yalanını uydurmuş. Çok sinirlenmiştim. Mesaja inandım. Nihal de buluşmaya gelmemiş. Maksat Münir’i geciktirip, şüphelendirmekmiş. Başarılı da oldu. Hediyesini kafasına fırlatıp kaçtım. Peşimden koştu. Bırak beni diye tüm sinirimle bağırdım. O peşimden geldikçe çıldırıyordum. Bana bir şey anlatmak istediğini anlasam da görmeye dayanamıyordum. Bir kafeye girdim. Sinirden elim ayağım uyuşmuştu. Peşimden girdi. Bağırıyordum ki kendimden geçip, bayılmışım. Ayıldığımda görevliler onu kafeden uzaklaştırıyordu. Ben de onu görünce ağlama krizine girdim. Onu kovdum. Ve hayatımdan geri dönülemez şekilde çıkarttım. Ölüp, bittiğim adamın ederi buydu benim için artık.

Birkaç hafta sonra bu olayları, Nihal’in kankası Sema ile kavga etmesinin ardından, Sema’nın bana her şeyi yumurtlaması ile öğrendim. Sonra çok pişman oldum. Ama artık çok geçti. Atölyesini aradım. Gitmişti… Makedonya ‘da yeni bir hayata doğru yoldaydı. Niye dinlemedim? Niye, neden? Kavga ettim kendimle.

Her fırsatta atölyesine yakın civarlara gidip, bir gün o kapıdan çıkıp hoş geldin aşkım demesini bekliyordum. Aklım başıma geldiğinde çok geçti. Her gün yasını tutuyordum. Gittiğimiz kafelere gidip anılarımızı düşünüyordum. Hayattan ve yaptığım şeylerden zevk alamıyordum artık.

Annem bu durumlardan habersizdi. Sanki söylersem, bari o mutlu olacakmış hissi taşıyordum. Tabi ki söylemedim. Aylar geçtikçe yasımı içten tutar oldum.

Bir işe girip çalışmak bana okumaktan daha cazip geliyordu. Annem ise artık beni evlendirme planları kuruyordu. Annem görücülere bakarken, ben işe girmiştim bile. Annemin baskısından uzak çalışırken iyi hissediyordum kendimi. Bazen iş çıkışı arkadaşlarla bar kaçamağı yapıyorduk. İyiden iyiye kendimi toparlamıştım. Münir ‘in acı izleri artık kalbimde yoktu.

Annem görücülerin arttığını, her gün beynimi yiyerek bildiriyor. Birine gel demesem ben seçeceğim deyip duruyordu. O kadar yıldım ki, ‘seç’ dedim ya ilk geleni kabul et. Annem havalara uçtu. Bak döneklik etme, çok yakındır dedi.

İki hafta sonra dediği gibi istemeye geldiler. Cici bir kız gibi kahvelerimi dağıttım. Damat mahallede elektrik dükkânı olan Kadir Usta idi. Çok yaş farkımız yoktu.5-6 yaş büyüktü benden. Resmi bir şekilde yüzüklerimiz takıldı. El sıkışıp, yanaklarımızdan öptük.

Niye bu kadar hissizdim, bilmiyorum. Sanki Münir’den sonra bütün duygularımı aldırmıştım. Korku bile hissetmiyordum. Zaten iş bahanesi ile akşam geç saatlerde döndüğüm için yüzünü çok görmek zorunda kalmıyordum.

Bir Pazar beni yemeğe çıkarmak istedi. Vakit ayırmalıydım. Yiyip geleceğiz sonuçta dedim kendime. İlk yemeğimiz olduğu için güzel bir restorandan yer ayırmış. Güzel ve sakin bir ortamda yemek yedik. Ağırbaşlı ama mahalle delikanlısı bir tavrı vardı Kadir’in. Çok konuşmazdı ama içine de kapanık değildi. Yemekten sonra arabası ile eve dönüyorduk. Sahilden içeri kavşağa dönüyorduk ki bir araba ile önden hafif çarpıştık. Kemerim takılıydı iyi ki kafamı cama çarpmaktan kurtardım. İyi ki iki arabada hızlı değildi kavşak dönüşü. Kadir sinirlenmişti. Arabadan inip adamın kapısına ilerken ben de öf çekip annemi aramak için telefona uzandım. Kafamı kaldırıp arabadan inen adamı görünce telefonu elimden düşürdüm. Olamaz bu Münir’in ta kendisi, Makedonya’dan dönmüş! Burada, karşımda! Kendimi hızlıca dışarı attım. İkisi de o şok halimi görüp bana baktı. Tutanak kâğıdınız varsa tutun tutanağı. Uzatmayın dedim, Münir’i tanıdığımı Kadir’e belli etmeden. Kadir şokumu yaşadığımız kazanın korkusuna bağladı, kurcalamadı. Münir de beni görmenin şoku ile hiçbir şey söylememişti. Olay büyümeden tutanak ile kapatıldı. Ve ben Tutanak sayesinde Münir’in numarasına sahip oldum.  Sessizce eve vardık. O gece Münir’i görmenin ve görür görmez ilk günkü kalp çarpıntısını yaşamanın heyecanını yaşıyordum. Kapıya geldiğimizde kafasını uzatıp yanağımı öpecekken hızla iyi geceler dileyip arabadan indim. Eve koşar adımlarla girdim. Kimseyle konuşmadan odama yöneldim. Annem surat ifademden günün izlenimlerini alamadı. Tüm gece uykuya dalana dek Onu düşündüm. Numarayı beynime yazmıştım. Ama ne yapacağımı bilemiyordum.

Ertesi gün tekrar kalp ağrısı yaşıyordum. Her an Onu gördüğüm tek anı yaşıyordum. Artık Kadir’i görmek tiksinti duygusu oluşturuyordu. Sanırım duygu hissiyatım geri gelmişti. Acı çekiyordum. Anneme, Kadir’den ayrılmak istediğimi sebep olarak da elektrik alamadığımı ama denediğimi söyledim. ‘Ne yaptınız kız?’ dedi hemen. Sadece yemeğe çıktık. Bir şey olmadı, olmayacakta dedim. Evlenince takar fişini elektriği alırsın dedi. Anne midemi bulandırıyorsun dedim. Gemileri yakmaya hazırlanıyordum.

Tüm cesaretimi topladım. Sabah işe giderken telefon açtım. Onun sesini duydum, içime çektim. Tekrar alo dedi, ilk sesi vermeyince. Benim dedim Münir. Hemen tanıdı. Ama sustu. Aradım, dayanamadım dedim. Eşinin yanında zor durumda kalmanı istemediğim için konuşmadım seninle derken, sözünü kestim. Şimdi beni iyi dinle zor cesaretimi toplayıp aradım. O eşim değil, Annemin baskıları ile o adamla sözlendim. Ama evlenemem. Kaçır beni dedim. Ardından acaba hayatında biri var mı diye düşündüm. Ağzımdan çıkmıştı bir kere devam ettim. Peki sen… Senin biri var mı? Diye sormaya çalışırken, yok ama dedi… Tekrar sözünü kestim, benden vazgeçtiğini duymak istemiyordum. Kaçır beni dedim tekrar. Münir’in sesindeki heyecanı ben de fark ettim.’ Emin misin?’  dedi. Sanki senden vazgeçmedim tınısıydı bu ses.

Artık mahallenin, annemin, Kadir’in, yaptığım yanlışın, hiç biri umurumda değildi. Ne düşünürlerse düşünsünler. İsterse annem beni evlatlıktan reddetsin. Bu kalp ağrısını bir gün daha çekemezdim. Onu ses teline kadar tanıyordum. Münir de beni unutmamıştı. Beni arayacağını söyleyip kapattığında başta çok korktum ama gece aradı ve sabah işe gider gibi kimliğimi evde unutmadan sakince çıkmamı söyledi.

Şimdi arabasında güneye doğru ilerliyoruz. Gün gözümüzün içine çarpıyor. Hiçbir şey sormadım. Sormak da istemiyorum. Ayrı kaldığımız hiçbir vakti merak etmiyorum. Sadece Onunla olmanın hazzını yaşıyorum. Geçmişimdeki herkesi siliyorum. O araba sürerken gamzeli yanağını izliyorum. Şimdi eminim ki kalbimin bu ritmi beni hayata bağlayan tek ritim. Hep böyle çarpsın istiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.