
Cadılık önemli bir müessesedir. Abarttığımı düşünüyorsanız, Osmanlı tarihine bir göz atmanız yeterli. Öyle ki bir zamanlar “cadıcılar” ya da “cadu üstadları” adı verilen ve ücretlerini devletten alan bir zümre bile varmış. Yani bugünkü karşılığıyla resmî kadrolu, maaşlı, belki de sigortalı bir meslek grubu.
Devlet Memuru Cadılar
Bir düşünün: bugün iş görüşmesine girip “uzmanlık alanım profesyonel cadı avcılığıdır” deseniz karşınızdaki İK yetkilisinin yüz ifadesini. Muhtemelen nazikçe gülümser, “sizi ararız” der. Oysa bir zamanlar bu, gayet ciddiye alınan, devlet bütçesinden pay ayrılan bir meslekmiş. Belki de tarihin en garip ama en istikrarlı kadrolarından biri: emeklilik hakkı var mıydı bilinmez, ama en azından maaş günü belliydi.
Evliya Çelebi de boş durmamış, Seyahatnâme’sinde uzun uzun bu konulardan bahsetmiş — bugünün diliyle söylemek gerekirse, dönemin en iddialı “gezi bloggeri” diyebiliriz ona. Özellikle “obur” adı verilen bir yaratıktan söz ederken, “meğer obur demek sehhâr câzûlara derlermiş” diyerek konuyu cadılara bağlamış. Yani adam hem gezmiş hem yazmış hem de bize bugün hâlâ tartışacağımız bir malzeme bırakmış.
Komşunun Kayınbiraderi Mezardan Kalkarsa
Cadıların vampirlerle akrabalığı konusunda da bazı duyumlar var. Vampirlerle akraba mıyız, değil miyiz? Bunu akademisyenlere bırakalım. Vampir kelimesinin kökeni nereye uzanır? O da onların derdi olsun. Ama şu bir gerçek: Türkler de dâhil olmak üzere dünyanın pek çok toplumu, geceleri mezarlıkların yanından geçerken adımını hızlandırmayı gerektiren hikâyeler üretmiş.
Zaten vampirlerin anavatanı sayılan Transilvanya ve Macaristan uzun yıllar Osmanlı hâkimiyetinde kalmış. Bu durumda yaşayan ölülerin Osmanlı insanının hayal dünyasına hiç uğramadığını düşünmek pek mümkün görünmüyor. İnsan merak ediyor doğrusu: kahvehanede oturup “Komşunun kayınbiraderi geçen gece mezardan kalkmış” diye başlayan sohbetler döner miydi acaba? Belki de dönemin en popüler dizi konusu buydu, sadece Netflix’i yoktu.
Gerçi itiraf etmeliyim: tarihte cadılık suçlamaları bazen insanların başına iş açmış, bazen de türlü hesaplaşmaların bahanesi olmuş. İnsanlık tarihi biraz da birbirine olmadık şeyler yakıştırma tarihidir zaten. Ama bütün bunlar, cadılığın kültürel hafızamızdaki yerini değiştirmiyor.
Edebi Cadı Nasıl Tanınır?
Benim asıl ilgimi çekenler ise günümüzün edebi cadıları.
Onlar süpürgeleriyle uçmuyor olabilirler. Kara kedileri şart değildir. Kazanlarda kurbağa kaynatmak yerine kahve demleyip bilgisayar başına geçiyor, bazen de gece yarısı bir deftere notlar karalıyor olabilirler. Ama güçleri hâlâ yerinde. Çünkü edebi cadılar söylenmeyeni söyleme cesaretine sahiptir. Herkes susarken soru sorarlar. Herkes aynı şeyi düşünüyormuş gibi davranırken başka ihtimalleri hatırlatırlar.
Bazen bir öykünün içine saklanıp gerçekleri fısıldarlar, bazen bir romanın sayfalarında dünyanın canını sıkan meseleleri görünür kılarlar. İnsanların unuttuğu duyguları raftan indirip önlerine koyarlar. Kimi zaman rahatsız ederler, kimi zaman teselli ederler. Ama mutlaka bir şeyleri değiştirirler.
Yangında Kurtarılacaklar Listesi
Bu yüzden edebi cadılar nadir bulunan bir türdür. Korunmaları gerekir. Hatta mümkünse her evde bir tane bulundurulmalıdır. Yangında kurtarılacaklar listesinde; aile albümü, çocukluk fotoğrafları, sevilen kitaplar ve bir adet edebi cadı ilk sıralarda yer almalıdır. Çünkü gün gelir elektrikler kesilir, internet çöker, algoritmalar susar; ama bir edebi cadı yine bir köşeye oturup size yeni bir hikâye anlatmanın yolunu bulur.
Ve dünya, hikâye anlatan insanların varlığı sayesinde biraz daha yaşanabilir bir yer olmaya devam eder.
Edebi Cadı Nasıl Beslenir? (Bir Tarif)
Malzemeler:
- 1 fincan kahve (fazla şekerli olmasın, cadılar acıya alışıktır)
- 1 adet boş defter
- Gece yarısı sessizliği, yeteri kadar
- Ara sıra hediye edilen bir kitap
- Sınırsız miktarda dinlenme ve merak
Hazırlanışı: Kahveyi demleyin, deftere karışmayın. Sessizliği bozmadan yaklaşın. Kitabı sessizce bırakın, teşekkür beklemeyin. Karışımın kendiliğinden bir hikâyeye dönüşmesini bekleyin. Süre belirsizdir; bazen bir gece, bazen yıllar sürer.
Etrafınızdaki edebi cadılara iyi bakın. Onları besleyin. Çünkü onlar, gerçeği göstermek için aynalar; hayal kurabilmek için kapılar ve bazen de karanlık zamanlarda yolumuzu bulmamızı sağlayan küçük büyüler taşırlar.
Ne de olsa her çağın cadılara ihtiyacı vardır. Bazıları sadece büyü yerine kelimeler kullanır.
Yazan: Gamze Demirezen